Londra’ya dil okuluna gideceklere öneriler – 1

Londra, Londra… Herhalde hayatımın en güzel zamanlarını geçirdiğim günlerdi. Pret A Manger’de yediğim sandviçler, parklarda arkadaşlarla yapılan sohbetler, pub akşamları; London Bridge, Borough Market, London Eye, Brick Lane, Camden Town… Üç aydan fazla bir süre Londra’da İngilizce dil eğitimi için kaldım. Gitmeden önce kafamda deli soru işaretleri vardı. İngilizce öğrenmeye başlamak isteyen, geliştiren ya da sınavlara hazırlanmak amacıyla Londra’ya gitmeye karar veren fakat kafasında deli soru işaretleri olan ve nereden başlayacağını bilmeyenler biri misin? İşte bu yazı tam sana göre!

Liseyi Bakırköy Lisesi’nde okumuş, üniversiteye ise İstanbul Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri’nde başlamıştım. Her ikisinde de İngilizce eğitimi oldukça berbattı. Biraz da ben de ilgisizdim açıkçası ama yine de en temelinin okulda gördüğümüz İngilizce’nin sürekli üç beş zaman etrafında yeniden ve yeniden baştan başlamasına bağlıyorum. Neyse reklamcılık bölümünü okumaya karar verdiğimde ve ortalamamın yüksekliğiyle birlikte yüksek lisans hayallerinin ışığı kafamda ufak ufak parladığında artık İngilizce’nin hayati bir öneme sahip olduğuna karar verdim.

Bu konuda önce Galatasaray Üniversitesi’nde İngilizce kursuna başladım. A1 olarak başladığımda sınıf sayımızın yavaş yavaş düşmesi (başlayanlar bir süre sonra bırakıyorlar genelde),  hocamızın ilgisi ve daha önce sürekli olarak gördüğümüz İngilizce sayesinde neredeyse %100 verim alarak tamamladım. Tamamladım fakat bana yeterli gelmiyordu. Sürecin daha fazla hızlanmasını istiyordum. Ama üniversitem nedeniyle ancak akşamları gidiyordum. Fakat haftada üç gün, toplamda 6 saat İngilizce görerek bu İngilizce’yi çok geç öğreneceğimi ya da hiç öğrenemeyeceğimi düşünerek Londra’da yazın üç ay boyunca dil eğitimi almaya karar verdim.

Bu arada oraya giderken üç ayda tamamiyle İngilizce’yi öğreneceğimi sanıyordum; eğer sıfırdan başlıyorsanız yok böyle bir dünya. Yazının devamında üç ayda nereden nereye geldiğimi de anlatacağım.

Dil okulllarını sonuna kadar araştırın, acele etmeyin. Bağlantıya geçerek sorular sorun.

Ben her zaman sabırsız biriydim. Hala da öyleyim. Bu sebeple Galatasaray Üniversitesi’nde yer alan bir afişteki ilan üzerinden direkt olarak bir kurum ile bağlantıya geçtim. Amcam Londra’da yaşadığı için ev sorunum yoktu. Ancak amcamın evine hem yakın hem de ekonomik olarak uygun bir kurs bulmayı amaçlıyordum. Amcamın adresiyle birlikte aracı kuruma gittim ve onlardan yakın bölgede yer alan tüm okulların listesini aldım. Verdikleri arasında söylediklerine göre en prestijlisini (fiyatı en yüksek olanı seçtim aslında) seçtim. Seçtiğim ise Eurocentres idi. Biz de bir süre sonra bir kere gidiyoruz o da en iyisi olsun, en fazla parayı verelim! mantığı oluşmuştu. Yanlışmış.

Oraya gittiğimde ise evime yakın oldukça yakın İngilizce kurslarının olduğunu gördüm. Hem daha ucuzdular hem de daha yakın. Anlaştığım kurumun buralarla anlaşması olmadığı için önermediler. Bu sebeple acele etmeyin. Yazının devamında ucuzluk-kalite oranını okuyacaksınız

Ayrıca okulun Facebook sayfasına girerek daha önce giden öğrencilerin değerlendirmelerini okuyabilirsiniz. Gerekirse yorum yapan kişilere mesaj atarak okul hakkında ayrıntılı bilgi isteyebilirsiniz. Mutlaka yardımcı olacaklardır.

Okul ücretlerini değerlendirin; sınıftaki öğrenci sayısını ve Türk öğrenci oranını sorun

Dediğim gibi Eurocentres’i seçmiştim. Genelde ücretler Haftalık 20 saat, 25 saat ve 30 saat olarak değişiyor. Örneğin sabah ve öğlen arası derslere gelerek 20 saatliği, sabah öğlen arası dersler sonrası pazartesi-salı için 25 tüm hafta boyunca öğleden sonra derslere de katılırsanız 30 saat olarak seçmelisiniz. Eğer Genel İngilizce için gidiyorsanız öğleden sonraki derslerde daha çok konuşma ve belirli konular üzerinden ilerliyor. Öğleden önce genel İngilizce görürken, öğleden sonra da sınava hazırlık kurslarına devam edebilirsiniz.

Bana fikrimi soracak olursanuz 30 saat seçmeyin. Bir süre sonra derslere gitmekten sıkılıyorsunuz. 25 saat ideal bence.

Ücretlere dönersek açıkçası bana göre çok pahalı bir okula gitmenize gerek yok. Eğer çok zenginseniz zaten bu yazıyı muhtemelen okumanıza gerek yok. Dikkat! Örneğin bir kursa vereceğiniz üç aylık ücret ile başka bir kursa 1 yıllığına gidebilirsiniz. Ben üniversitem başlayacağı için üç ay gitmek zorundaydım. Fakat arkadaşım yeni mezun olduğu için üç aydan daha fazla kalma şansı vardı. Okulda öğrendiğinizin dışında toplumsal yaşamda pratik yaparak geliştiriyorsunuz. Bu sebeple ne olursa olsun 1 yıl kalmak çok daha iyi bir tercih. Ayrıca muhtemelen okulun daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz; lakin değil. Bizim okulda Türk oranı çok fazlaydı. 10 kişilik sınıfta mutlaka 4 ya da 5 Türk ile karşılaşmak mümkün. Hatta son bir hafta öğretmen eksikliğinden saçma bir insanı getirip hoca diye bize kakaladılar bence. Ders mers işlemedik, sadece sohbet ettik. Bu sebeple mutlaka okula gelen öğrencilerin yoğunluğunu sorun. Bu konuda bazı okulların öğrenci sınırlaması olabiliyor.

Okulun yeri konusunda araştırın

Öncelikle şunu söyleyeyim, Londra’da ulaşım sandığınızdan ya da hayal ettiğinizden çok daha kolay. Neredeyse her adımda metro var. Her yerde otobüsı durakları var. Google Map bile kullanarak ulaşım sağlayabilirsiniz. Bu sebeple dil okulunuzun yeri konusunda çok kaygınız olmasın. Zone 1-2-3-4 diye genişleyen bir sistem var. Gideceğiniz okula ve yerine bakarak metro haritası üzerinden bakabilirsiniz. Metro’ya binmek için Oyster Kart kullanıyorsunuz. Ben Londra’dayken 145 Pound Zone 1-2-3 ücretiydi. Zone 1-2 ise daha ucuzdu. Özellikle Türklerin yaşadığı bölge olanWood Green, Harringay ve Manor Housen 3. de yer aldığı için ilk ay 1-2-3 yaptırmıştım. Dikkat! daha sonra Oyster Kart ile otobüs kullanırken 1-2-3 diye bir sınırlama olmadığını öğrendim ve metro ile 2’ye kadar gidip daha sonra otobüs ile devam ediyordum.

Sürekli olarak metrolarda çalışma yapılıyor. Bazen kalktığınızda bir bakıyorsunuz metro istasyonu kapalı, mutlaka Citymapper uygulamasını kullanın ve hangi istasyonlarda çalışma olduğunu ve alternatif yolları kullanabileceğinizi görün.

Devamı gelecek…